Sübhan Ne Demek? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme
İstanbul’da, her gün sokaklarda yürürken, toplu taşımalarda bir yerlere giderken veya iş yerinde çalışırken etrafı gözlemleyip insanları izlemek, aslında çok öğretici bir deneyim. Her bir karşılaştığım sahne, bana toplumsal yapılar, farklı kimlikler ve sistemin nasıl işlediği hakkında bir şeyler anlatıyor. Bugün, “Sübhan ne demek?” sorusunun sadece dilsel anlamından değil, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi kavramlar üzerinden nasıl şekillendiğini, günlük hayatta nasıl farklı şekillerde algılandığını incelemek istiyorum. Bir yandan da bu meseleleri kendi gözlemlerimle harmanlayarak, teoriyi sokakta gördüklerimle bağlamaya çalışacağım.
Sübhan Ne Demek?
Sübhan kelimesi, Arapçadan dilimize geçmiş bir kelimedir ve köken olarak “her türlü eksiklikten uzak, yüce” anlamına gelir. Dini bir kavram olarak, özellikle İslam’da Allah’ın mükemmelliği ve kusursuzluğuna dair bir övgü ifadesi olarak kullanılır. “Sübhanallah” ifadesi, Allah’ın her türlü eksiklikten uzak olduğu anlamına gelir ve bu, bir nevi onun sonsuz kudretine ve yüceliğine bir saygı duruşudur.
Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir şey var: “Sübhan” sadece dini bir ifade olarak kalmıyor. Bu kelimenin toplumda ve özellikle de bireyler arası ilişkilerdeki yansıması, çok daha geniş bir çerçeveye yayılabiliyor. Bu anlamda, Sübhan kelimesi, hem bireysel bir içsel yüceliği hem de toplumsal düzeydeki bir mükemmellik arayışını sembolize ediyor olabilir.
Toplumsal Cinsiyet ve Sübhan
İstanbul’daki bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken, sokakta veya ofiste gördüğüm sahneler, toplumsal cinsiyetin ve rollerin ne kadar güçlü bir biçimde şekillendiğini bana her gün hatırlatıyor. Bu bağlamda, “Sübhan ne demek?” sorusunun, toplumsal cinsiyet açısından farklı anlamlar taşıyabileceğini düşünüyorum. Cinsiyet normlarına göre, bazı gruplar, “yücelik” veya “kusursuzluk” kavramlarını daha sık ve baskın bir şekilde sahipleniyor.
Kadınlar, toplumda genellikle “eksik” veya “yetersiz” olmaları beklenen varlıklarmış gibi kabul ediliyor. Kadınların toplumsal olarak daha alt bir konumda olmasına dair inançlar, onları sürekli bir “düzeltme” ve “yeniden şekillendirme” baskısı altında bırakıyor. Kadınların kusursuzlukları, çoğu zaman yalnızca dışsal görüntüleri üzerinden değerlendiriliyor. Bir kadının “güzel” olması gerektiği gibi baskılar, onu sürekli olarak “yüce” olma çabası içerisine itiyor.
Geçenlerde bir arkadaşımın sosyal medyada yaptığı bir paylaşımı okudum. “Kadınların güzellikleri ve kusursuzlukları, toplumsal beklentilere nasıl teslim oluyor? Kadınlar, kimliklerini sadece dışsal görünümleri üzerinden mi inşa ediyor?” gibi sorular soruyordu. Bu sorular, Sübhan’ın toplumsal cinsiyetle olan ilişkisini net bir şekilde ortaya koyuyor. Kadınların mükemmellik arayışları, sadece Allah’a ait bir mükemmellik anlayışının toplumda nasıl değiştirildiğini ve kadınlara nasıl dayatıldığını gösteriyor. Oysa erkekler, genellikle böyle bir baskıya sahip olmadan, farklı bir yücelik anlayışı üzerinden kendilerini ifade edebiliyorlar.
Bir kadının “Sübhanallah” dediği bir an, belki de kendi içindeki mükemmelliği keşfettiği bir an olabilir. Ancak bu içsel keşif, bazen dış dünyada onu etkileyen yargıların çok uzağında kalabiliyor.
Çeşitlilik ve Sübhan
Türkiye’de, İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde, insan çeşitliliği son derece yüksek. Her sokak, farklı kültürlerin, dillerin, etnik grupların bir arada yaşadığı bir mozaik gibi. Bu çeşitlilik, Sübhan kavramını çok daha farklı bir açıdan incelememizi sağlıyor. Sübhan, yalnızca bireysel bir yücelik arayışı değil, toplumdaki her bir bireyin eşit ve adil bir şekilde var olma hakkına sahip olması gerektiğini de anlatabilir.
Sürekli şikayet ettiğimiz bir mesele var: İnsanlar birbirlerini, kültürel, dini, cinsel kimlikleri üzerinden çok rahat yargılayabiliyor. Bunun en büyük örneklerinden biri de, sokakta gay ya da trans bireylerin maruz kaldığı şiddet ve ayrımcılıktır. Onlar, toplumda sıkça “eksik” ve “yetersiz” olarak görülen bireylerdir. Birçok kez, sadece dışarıda “fark edilmemek” için var oldukları halde, toplumun baskıları onları sürekli bir yücelik arayışına sürükler.
Geçen hafta bir arkadaşım trans bir bireyle tanıştı ve o birey, hayatındaki en büyük mücadelelerden birinin toplumsal baskı ve ötekileştirme olduğunu söyledi. O kişi, sürekli olarak mükemmel olmak, “normal” görünmek zorunda hissediyordu. Oysa o, olduğu gibi zaten bir “Sübhan” olmaktan fazlasını hak ediyordu.
Çeşitlilik, işte tam burada önemli bir yere sahip. Farklı kimlikler ve cinsiyetler, sadece dışarıya gösterilen bir yücelik değil, aynı zamanda içsel bir onurlandırma hakkıdır. Sübhan, sadece bir bireyin mükemmel olma çabası değil, farklı kimliklerin ve çeşitliliğin de kabul edilmesidir.
Sosyal Adalet ve Sübhan
Sosyal adalet, her bireyin eşit haklar ve fırsatlara sahip olması gerektiğini savunur. Sübhan, bu bağlamda, sadece bireysel mükemmelliğin değil, kolektif bir adaletin ve eşitliğin de sembolü olabilir. Toplumun belli kesimlerinin, genellikle daha az fırsat ve destek aldığı bir yapıda, Sübhan, adaletin nasıl dağıtılması gerektiği konusunda önemli bir mesaj verir.
Örneğin, İstanbul’un bir mahalle semtinde, eğitim seviyesinin düşük olduğu ve işsizlik oranlarının yüksek olduğu bölgelerde yaşayan gençlerin, toplumsal hayatta daha az fırsata sahip olduklarını gözlemleyebiliyorum. Buradaki gençler, toplumun dışladığı, “eksik” kabul edilen bireyler olarak kendilerini buluyorlar. Bu bireyler, sürekli olarak “yüce” olma, daha iyi bir yaşam için bir şeyler yapma çabası içindeler. Ancak bu çaba, çoğu zaman sistemin onlara sunduğu fırsat eksiklikleriyle boğuluyor.
Sübhan, bu noktada sosyal adaletin daha güçlü bir biçimde sağlanması gerektiğini bize hatırlatıyor. Çünkü bir toplumun yüceliği, yalnızca bir grup insanın mükemmelliğiyle değil, herkesin eşit fırsatlara sahip olmasıyla mümkündür.
Sonuç: Sübhan’ın İçsel ve Toplumsal Yansıması
Sonuç olarak, “Sübhan ne demek?” sorusu, sadece dini bir kavram olmanın ötesine geçiyor ve toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi alanlarda çok derin anlamlar taşıyor. Sübhan, içsel bir yücelik, toplumsal bir eşitlik ve adalet arayışıdır. Ancak bu yücelik, her bireyin farklı kimlik ve özellikleriyle kabul edilmesi gerektiğini de hatırlatır. Sokakta gördüğümüz her yüz, iş yerindeki her hikaye, bu kavramın ne kadar evrensel ve birleştirici bir öğreti olduğunu gösteriyor.